3 Kasım 2010 Çarşamba

Çıtlık Ağacı


















Çocuk dev çıtlık ağacından inemiyordu. Kazağının uçlarını kıvırıp, içine bir sürü çıtlık doldurmuştu. İnmesi için iki eline gerek vardı ama o zaman çıtlıklar yere dökülecekti. Hiç cebi de yoktu. Daha doğrusu hiç cepli giysisi yoktu, pantolunu annesi dikiyor, kazağını annesi örüyordu. Çıtlıkların birazını yemeye çalıştı. Ağaçlara tırmanması kolay, inmesi zordu. Kardeşlerine baktı, onlar daha tepelere tırmanıyorlardı. Onunsa gözü hiç kesmiyordu yukarılara tırmanmaya. İnmek istiyordı artık.
-" Ben incem ." diye bağırdı.Kimseden ses gelmedi. Çıtlıkları koynundan fanilasının içine doldurdu. Pantolonunun lastiğini iyice sıktı. Dökülen dökülürdü artık. Binbir zorlukla inmeyi başardı. Elleri çizildi, ayak bilekleri burkulur gibi oldu biraz, yere atlayınca. Birazdan ötekiler de gelirdi nasılsa. Zaten kendi kendine eğlenmeyi severdi hep.
Çıtlıkların birazı dökülmüştü . Kalan bir avuç kadarını da annesine götürecekti. Annesinin oturduğu zeytin ağacının altına gitti. Babası ilerde fidanları suluyordu.
-" Anne bak bunları sana getirdim ." dedi. Annesi çocuğa baktı ama görmedi. Öğlen yemeği için yere bir yaygı yazmış, çıkınlardan bir şeyler çıkarmakla meşguldü. Kafası yaptığı işlerle ilgili olmayan şeylerle doluydu. Çocuk " Anne bak çıtlık !" dedi tekrar. Anne bu kez duydu, avucunu açıp çocuğun verdiği çıtlıkları aldı. Annesi sevinmişti. Teşekkür etmek adetleri yoktu ama teşekkür yerine geçen bakışlar, dokunuşlar vardı aralarında. Çocuk hoplaya zıplaya uzaklaştı.
Bir koku vardı bu tarlada. Her gelişinde o mis gibi , bayıltıcı kokuyu duyardı. Ama yerini bulamaz, nereden geldiğini anlayamazdı. " Yine o koku." dedi kendi kendine." Bu sefer bulacağım."Fidan kuyularının üstünü örtmek için, kurumuş kargılardan yapılan örtüden şüpheleniyordu. Orayı , burayı kokladı. Değişik otları, ağaçları denedi, bulamadı. Başka bir şeye takıldı gözü. Sulanmış tarlanın su yollarındaki toprak ne güzel olmuştu. Hemen bir dal parçası aldı, kalem yapmak için. Toprağa çizmeye başladı. Bir adam, bir kadın, çitlerle çevrelenmiş dumanı tüten bir ev, içinde ağaçlar..Uzanıp giden su yolunun üstündeki bütün düzleşmiş ıslak topraklara, bir şeyler çizip durdu.
Az sonra annesi yemeğe çağırdı. Hemen koşuştular çocuklar zeytin ağacının altına. Çok susamıştı çocuk. Annesinden bir kupa su istedi. Annesi aliminyum maşrapayla, testiden su doldurdu çocuğa. Ne güzel bir tadı vardı bu suyun. Çeşmeye yaslanıp avuçlarıyla su içerlerdi hep. Böyle tatlı olmazdı, soğuk da..
Peynir- ekmek, domates, yeşil soğan, biber yediler hepsi iştahla. Babası yemekten sonra ağacın altında biraz kestirmeye karar vermişti. Annesi sofrayı topluyor, çıkınlara bir şeyler yerleştiriyordu.
Çocuk bu zeytin ağacı , çıtlıktan sonra epey alçak diye düşündü." hadi buna da çıkalım." dedi kardeşlerine.Hem inmesi de kolaydı. Zeytin ağacı çok yaşlı ve büyüktü ama, dalları alçaktı yine de. Gövdesi insanlara ürünlerini kolay sunmak için kısaydı. Elini uzatan zeytinlerini koparabilirdi. Ağaca tırmandılar sırayla. Bir ağaçtan dünyaya bakmak ne de güzeldi. Yeni bir oyun daha buldu çocuk kendine dallar arasında. Zeytin yapraklarının arkası, beyazımsı pamuksu bir biçimdeydi, hemen kazınıveriyordu ince çubuklarla. Adını yazabilir, ya da küçük resimler çizebilirdin.
Koku yine geliyordu, burcu burcu. Arasıra kaybolur gibi oluyor, bazen iyice yoğunlaşıyordu. Ağaçtan atlayıverdi hemen, alçacıkdı ne de olsa. Kokunun peşine düştü ama fidan kuyusundaki kurbağalara daldı bu sefer. Kardeşleri de koşup geldiler. Babaları anlatmıştı ; şu siyah tek kuyruklular aslında balık değilmiş, kurbağa yavrusuymuş. Kurbağaya hiç benzemiyorlardı oysa. Model model kurbağa yavrusu vardı. Burada neler yoktu ki. Bir dünya vardı içinde; suda batmayan sinekler, yeşil yeşil minicik otlar, çimenler, böcekler..İnsan bunlara saatlerce bakabilirdi, eve gitme vakti gelmeseydi.
Orada , özgürlük ve mutluluğun aynı anda varolduğu yerdeydi çocuk. Bunu çok çok zaman geçince anladı. Zamanın olmadı zamanlarda, istediğin her şeye saatlerce bakıp, inceleyip, hayran kalınırdı.
Neler vardı orada ? İlgi ve merak vardı, büyük sonsuz hayranlık ve zevk. Zaman ya da sınır yoktu, bakmak , dokunmak ve düşünmek için. Özgürdü ağaçlara çıkmakta, inmekte, koşmakta, düşmekte. Toprak düşene acır çünkü. Beton gibi değildir, yumuşaktır. Çamurlar kirletmez çünkü, onlardan tabak yapılır, pasta yapılır, köfte yapılır. Ağaçlar ana gibidir. Kollarını açar, çiçeklerini, kokularını, yemişlerini, gölgelerini sunar , hiç bir şey istemeden.
Güneş çocukları yakmaz, sarar sarmalar. Yanaklarını kızartır sadece. Isıtır, aydınlatır, parlatır. Işıklarla oynar, renklerle, görüntülerle.
Gökyüzü engindir, içinde bulutlarla, kasnaklılar yüzer. Denizsiz çocukların denizidir o. Ona saatlerce bakılabilir. Bulutları incelenebilir, rüzgarın bulutlara yaptıkları gözlenebilir. Dünyanın döndüğü bile anlaşılabilir.
Gökyüzü hep değişir, güneşli günlerde, yağmurlu günlerde, şimşekli günlerde, sabah vakitlerinde, akşam vakitlerinde..Bitmeyen bir kitap gibidir. Okunmak için üzerine hep yeni şeyler yazılıp durur.
En güzeliyse, rüzgarlı havalarda, açık gökte, hızla ilerleyen beyaz bulutların arsında uçurtma uçurmaktır. Yeşil otların arasından havalanır, uçurtmanın sırtına atlar, süzülürsünüz. Kuyruğunuz rüzgarda dalgalanır durur. İşte o an durdurulmalı, dondurulmalı, saklanmalıdır, hatıraların hazine sandığına, en değerli an olarak.
Çocuk artık bir çocuk değildir. Çocuk zaten çoğu zaman kendisi değildir. Çabucak kurtulabilir kendisinden. Bir yaprak olur, bir uçurtma olur, bir su birikintisi olur, bir toprak topağı, bir mısır püskülü olur.
Çocukluğunuzu seviniz, ne kadar acı da olsa. Onu unutmayın , saklayın, çok gerekli zamanlarda kullanmak için.
En lezzetli armutu o zaman yediniz, en lezzetli taze fasulye annenizin pişirdiğiydi.Gökyüzünün hali bir daha o zamanlardaki gibi olmadı.Bir daha hiç uçurtma olamadınız. Kendinizi kurbağa yavrularıyla bir tutmadınız. Kendinizden hiç kaçamadınız. Artık tutsaksınız kendinize. Çocuk olmayı yeniden hatırlamalısınız.

2 Kasım 2010

( *Çıtlık: Çitlenbik ağacı )
Öykü ve minyatür; Ayşen Gacan Gülbağ

22 Ekim 2010 Cuma

ÇOCUKLUK MİT' LERİ



























- Kendir kasnaklı uçurtma ( kasnaklı), ağaca kurulmuş salıncak, ağaçlarım ; çıtlık, erik,zeytin,incir, portakal, turunç..

-Sokak çeşmeleri, tepeler, ovalar, toprak ova yolları, çakır dikenleri, böğürtlenler, tarlalar, tarla kıyılarındaki püsküllü darılar,darı közlemeleri, sulama yolları, fidan tavaları, tüm jenerasyon kurbağaları barındıran küçük sulama havuzları, uzun iç çamaşırlarıyla ilahiler söyleyerek çapa yapan dedem, tabak kadar domatesler, dev lahanalar, biberler, patlıcanlar, toprak kokusu, bereketi, Cuma pazarında futalı baba..

-Semiz otları, ayrık otları,kengerler, çocuk sokak savaşları, yazın yalın ayak gezmeler, bahçeli evler, duvarlarda yetişen incir ağaçları, hortlaklı " Eski Ev", kapı koşşumuz "Şehir Sineması", üç flim birdenler, klinkler, Battal Gaziler, Kara Muratlar, hayaller, duvar kovuklarında korumaya alınan ekmek parçaları, kapıyı çalan her yabancıyı
" Hızır"  sanmalar, bu "Hızır"lara sunulan sular, armutlar, ikramlar, arnavut kaldırımlı kapı önlerini her gün yıkamalar, çulaki serip her gece kapı önlerinde sohbete oturmalar, yollardaki taşları üşenmeden kıyılara çeken ihtiyarlar, üj bej diye konuşan göjmen komşular,limon ağaçlı rum evleri, yakınlarda çalışan her işçiye çay , yemek sunmalar...

-Sarı sokak lambaları, sarı sokak lambaları altında gece oyunları, koyunlar önde biz arkada otlatmaya gitmeler, sarılop incirler, ahlatlar, çiçeğe durmuş armut ağaçları, mor , kırmızı, beyaz anemonlar, gelincikler, papatyalar, Sultan Nevruz'lar, bahar kokuları,salep orkideleri, çiğdemler, papatyadan örülmüş taçlar, soğan kabuğuyla haşlanmış renkli yumurtalar, bahar bayramları...

 -Çivit boyalı evler, civit mavi taş avlular, gaz tenekesi saksılar, bunlarda yetişen bin bir çeşit çiçek, zıptıkçılar, tırnak çiçekleri, kelebek cenanları, ebruli hanımeliler, sardunyalar, begonyalar, tüller,kadifeler, fesleğenler..

-Avludaki kavaklar, kavakları kemiren tavşanlar,yeşil başlı ördekler, ördek yavruları, civcivlikten yetiştirdiğim rengaren horozum, sakız koyunları, toskan koçlar,marazlı yavrular, doğururken ölen koyunlar, arabaların altında kalan kediler, gidip bir daha dönmeyen köpekler, avluda kaybolan kaplumbağam...

-Takırtılı at arabaları, at arabalarıyla taşınıp kapı önlerine dökülen tahta parçaları, kömürler..bunları eve taşımalar, sobalar, soba başındaki postakiler,yer minderleri, kestane kebaplar, mandalina , portakal kabukları, kömür kokulu dumanlı kışlar..

- Yoldan geçen dev cüsseli, körük çizmeli atlılar, tüfekli korucular, kuş avına çıkan babalar, babalara kuşları vurduğu için kızan anneler, cizgili peştemal kuşanan nineler, iğne oyası işlemekten iki büklüm olmuş komşu teyzeler, iğneler, iplikler, kör makaslar, tığlar, şişler, Burda dergileri, prova, teğel, sarhoş bacağı, el yapımı entariler, bayramlıklar,kazaklar, hırkalar.. Ev gezmeleri, misafirlikler, cizgi romanlar,Tarkan, Conan,Mandereke, Kızıl Maske,Mister No...

 - Tütün, tütün kokusu sarmış sokaklar, tütün balyaları, tüccarları, depoları, tartıları, ovaları, çiçekleri, çardakları, tapaları, şişleri, katranları, sergileri, işçileri..Ağaç gölgelerinde bekletilen su testileri, çam künarları, kebapları, kokuları...Düğünler, taze fasulyeler, nohutlar, lokmalar, keşkekler, Harmandalı'lar...

 -Kenger avları, ısırganlar, bulunamayan dört yapraklı yoncalar, çıtlığın tadı, tırmandıktan sonra inilemeyen ağaçlar,akşam sefaları,akşamüstü çiçekli avlular, avluların, çiçeklerin sulanması, yayılan toprak ve çiçek kokusu...

 -Mangalla ısınan odalar, divan altından çıkarılan kahve sepetleri, mangalda pişen kahvelerin kokusu, kaminotalar, gaz ocakları, nohut kahveleri, yengemin Anka Kuşlu, dev analı masalları, yıldızlı geceler, avluda uyunan deprem geceleri, damda sabaha kadar tepişen koyunlar,gübre kokusu,yüzlerce kara sinek, okul ayakkabılarımızdan çıkmayan koyun gübresi, mum ışıkları, karartma geceleri, gaz lambasıyla ödev yapmalar, kırağı, kırç, ayaz, soğuk yalamış çocuk elleri, yüzleri.. Bitmeyen yağmurlar, kırk ikindiler, yağmur kokusu, yağmuru sevmeler, yağmulu havalarda eve en uzak yoldan gelmeler, dolu, şimşek, fırtına, gökyüzünün renkleri, rüzgar, rüzgarın sesi, rüzgarın ağaçlardaki sesi...ilk romatizma ağrıları...

 -Her yıl avludaki aynı kovuğa yavrulayan kumrular, yavrulara uçuş dersleri, komşu bahçedeki dev portakal ağacı, Sabriye Teyze'nin portakalları bizim bahçeye atması, kahkahası, tok sesi, koyunlara çalınan blok fütler, kerpiç duvarlardaki çatlaklar, çökmek üzere olan ama hiç çökmeyen tavan, mutfaksız-tuvaletsiz-banyosuz- çeşmesiz-masasız evimiz, avludaki gökyüzü manzaralı hela, yalıtımsız tuğladan babamın yaptığı küçük havuz..Erguvan rengi çocukluk gökleri..


20 Ekim 2010
Ayşen Gacan Gülbağ



3 Eylül 2010 Cuma

Bozburun Haikuları



I.
Adadan büyük
adanın üstündeki bulut
gök fırtınalı.

II.
Yağmur hiç yağmaz
kokusu var sadece
esen rüzgârda..

III.
Küçük sandalın
aksinde yuvalanmış
kara balıklar.

IV.
Temmuz sıcağı
cırcır böceklerinden
coşkun bir koro…
V.
Ay tam tepede
suya vuruyor ada
aynada dünya..

VI.
Sessiz gecede
evren fısıltılardan
oluşmuş gibi..

VII.
Gece örtmüştü
yıldızlı yorganını
ay işlemeli..

VIII.
Ay saatleri
ılık denizde yüzdü
sarhoş balıklar..

IX.
Süt mavi deniz
sabah alacasında
dal bir balık al.*

X.
Uykulu deniz
sanırsın balıklar da
uyuyor.

XI.
Balıkçıların
elleri boş dönüşte
umut avından.


( * İnsanların gözlerindedir deniz,
enginlik
yüzebilir
boğulabilir
bir balık alabilirisin.)



31.07.2010
Ayşen Gacan Gülbağ

20 Nisan 2010 Salı

RİNG



Acıdır halk otobüsleri her şeyiyle ,
Karanlıktır durakları sabahın ve akşamın
Yük ağırdır, yaslanacak bir köşe
Tutunacak bir dal bulamamışsan
Sıcaktır halk otobüsleri,
Yorgunluk tüter , buram buram camı aralasan
Cehennemdir bu ; sürekli tekrarlardan oluşan
Bir halkayı dönersin binlerce kez
Yılma hakkın olmadan

Kazara boşalan bir koltuğa kurulmuşsan,
Unutursun
Tek eliyle çocuğunu kucaklamış,
Tek eliyle bir yerlere tutunmuş şişman kadını
Unutursun burnuna dayalı köfte kokulu kabanı
Uyuyormuş gibi yaparsın utanmamak için kendinden
Utanmamak için diğer gözlerden
Unutuyormuş gibi yaparsın
Binlerce aracın sıkıştırdığı yolu..
Binlerce araçta tek başına yol alanları..
Ama unutmazsın..
Hep aklındadır o soluk floresan ışığı
Hep aklındadır bitmeyen yolun durakları..

Yükü ağırdır otobüs yolcusunun
Kendini taşır saatlerce
Düşüncelerini taşır
Uykusunu -uykusuzluğunu, yorgunluğunu taşır
Hiç devredemeden,

Bütün yüzlerdedir umutsuzluğun karaltısı
Çaresizliğin sessiz çığlıkları gezinir havada
Bu koku leş kokusu mudur ?
Çürümüş isteklerden, hayallerden yayılan

İnsafsızdır halk otobüsleri,
Acımaz kimseye..
Eşitsizliğe mahkumlar eşittir orada yalnız,
Sırt-sırta, et-ete, omuz- omuza dayanırlar birbirlerine
Nasılsa dayanırlar, dayanmak zorundalar
Üç kuruşa emeklerini takas ettikleri hayata

Kimi iner yarı yolda, yeni birine daha binmek için
Kimi uyur ayakta
Varılan menziller nasılsa sadece bir mola
Durmadan dönülen bu çıkışsız yolda.

7 Nisan 2010

Ayşen Gacan Gülbağ

18 Nisan 2010 Pazar


AYKIRI ÇİZGİLER" KARMA SERGİ

Çağdaş Sanatlar Galerisi, sanatta farklılık yaratmada Çağdaş sanat denemeleri olan sanatçılarımızın çağdaş soyutlamalarıyla katılabileceği, kendine özgü aykırı çizgi ve lekelerini ortaya koymasına fırsat tanıyan bir sergi etkinliğine kapısını aralamaktadır.
Günümüzde sanatın yaşamımız üzerindeki etkilerini yoğun bir şekilde görmekteyiz.Sanat, insanın yaradılışında var olan ve onu hayatının her alanına taşıyan bir olgu olmakla birlikte, hayatın güzelliklerini çirkinliklerini insanın kendi penceresinden yorumlamasıyla bunu tüm sanatseverlerle paylaşmasıyla bütünlük kazanır.
Çağdaş Sanatlar Galerisi, sanatçıları renk ve çizgileriyle hayatın içindeki zorluklar ve yozlaşmalara karşı aykırılığı düşleriyle buluşturmaya davet ediyor.

5 Mart 2010 Cuma


'HAYATIN OLDUĞU YERDE SAVAŞMAK İSTİYORUM'‘ Dünya Kadınlar Günü ’ kapsamında , 28 kadın sanatçının katılımıyla gerçekleşecek olan sergide sanatçılar; kendine has yorumlarıyla kadının tarihsel macerasını, toplumsal yaşamdaki geleneksel baskıların etkilerini, demokratik yapı için varoluşu ve savaşı , toplumsal sorumluluğu ve gelecekten beklentilerini yansıtarak ,yorumu izleyenlere bırakıyor.Kendine özgü teması ve etkinlikleriyle İstanbul’un en önde gelen mekânlarından Çağdaş Sanatlar Galeri & Müzayede, ziyaretçilerini 7 Mart’ta 2010 Dünya Kadınlar Günü Sergisi’nde tüm dünya kadınları arasında etnik bir gezintiye davet ediyor.


Sergiye;NERİMAN OYMAN ŞELİ KOHEN MÜRÜVVET DURAK GÜNAY ARAL MELTEM GİKAS NERGİS YİĞİT SAÇIN NADİDE ACAR KARACA NEŞE AKGÜNDÜZ TEKİN FATMA ALTIN ELÇİN KÖKSOY CEYDA CABA EBRU MÜJGAN KARAALAN BERNA TÜREMEN AYŞEN GACAN GÜLBAĞ NADİA MELEK ADALET ÖNOL PINARGİRGİN ESTİ HATEM MERAL PERNURAY DURMUŞ ELİF OKUR TOLUNİECE TANYA SERPİL CANIÇEVİKEDA İLERİ HÜLYA COŞKUNARMAĞAN KONAK MEBRURE COŞKUNSU MELDA ÇOBAN katılıyor.


AÇILIŞ KOKTEYLİ : 07 Mart 2010 (Pazar/16:00 – 20:00 arasındadır.)07– 14 Mart 2010 tarihleri arasında 12:00 – 19:00 saatleri arasında izlenebilir.


ÇAĞDAŞ SANATLAR GALERİ & MÜZAYEDEAdres: Bozkurt Mah. Kurtuluş Cad. Sümer Palas Apt. N0:27/2ŞİŞLİ / İSTANBULİletişim: 0 212 225 11 81Web: www.cagdassanatlar.netE-mail: sanatgalerim@hotmail.com

29 Ocak 2010 Cuma


‘ İSTANBUL 2010 ÇAĞDAŞ SANATLAR SERGİSİ ’


Dünyanın en ilham veren kenti İstanbul önümüzdeki bir yıl boyunca Türkiye’ye, Avrupa’ya ve bölge ülkelerine Avrupa Kültür Başkenti olarak ilham verecek.Bu özel yılı kutlama adına kültür-sanat alanlarında tüm sanatçı ve sanatseverleri İstanbul’un enerjisine ortak olmaya davet ediyoruz.


30 OCAK'DA SANATSEVERLERLE BULUŞUYOR!'Çağdaş Sanatlar Galeri & Müzayede' tarafından düzenlenen ve 30 Ocak’ta sanatseverlere kapılarını açacak olan ‘İSTANBUL 2010 ÇAĞDAŞ SANATLAR SERGİSİ’ adlı sergi; Türkiye'nin önde gelen sanatçılarıyla eş zamanda genç yetenekleri keşif edip onları da bu sergide bir araya getiriyor. Dünyayı hem usta sanatçılarımızın hem de genç sanatçılarımızın gözünden izleme fırsatını bizlere sunuyor.Hızlı değişimlere tanık olduğumuz bu modern çağda hepimiz çoğu zaman zamanı yakalamaya çalışırız fakat bu çabamız çoğu zaman boşa çıkar, zaman ellerimizden akıp gitmektedir. Birbirinden farklı teknik ve üslupta ressamlarımızın ve heykeltıraşlarımızın hayatın içinden çıkarttıkları sanat yapıtlarını izlerken zamanın durup o anların ölümsüzleştiğini görmek oldukça keyifli olacaktır.‘İstanbul 2010 Çağdaş Sanatlar’ isimli sergide kendine has yorumlarıyla birçok sanatçı, modern çağı yorumlayıp hayata dair beklentilerini sunuyorlar.


Sergiye;Adalet Kara , Adnan Varınca , Aslı Köstepen, Ayşen Gacan Gülbağ, Berna Türemen, Beyda Varnalı, Birsen Yıldır Arıkman, Cihat Özegemen, Emine Alışık, Fikret Mualla,Fikret Öztürk, Firuzan Kök, Fuat Başar, Günay Aral, Hülya Coşkun, Hüseyin Güneş, İbrahim Balaban, İclal Dağlı, İsa Şen, Kubilay, Mebrure Coşkunsu, Melek Adalet Pehlivan Önol, Meltem Gikas, Memiş Aslan, Metin Gönül, Murat Can Bal, Musavet Şen, Mustafa Kemal Çetinel, Mürüvet Kayabay, Mürüvvet Durak, M.Ahsen Özcan, M.Turgut Tokat, Nebihe Göl, Necdet Öksüz, Neriman Oyman, Neşe Akgündüz Tekin,Neşe Erdok, Nurhayat Altuncuoğlu, Nursel Sökmen Bayram, Orhan Ersoy, Özerk Ulukutlu, Özgen Ulukutlu, Saim Dursun, Selami Torun, Seran Tepeoğlu, Serhan Kerestecioğlu, Sermihan Türker, Serpil Bektaş, Sevilay İnce, Sevtap Yıldız Yılmaz, Songül Çakmak, S.Fevzi Yavuz, Şeli Kohen, Şen Çakır, Şengül Çakmakçı, Tülay Erkoç, Ümmet Karaca, Ümmühan Tunçtürk, Zeynep Şennur katılıyor


.'Çağdaş Sanatlar Galeri & Müzayede' de açılacak olan ' İstanbul 2010 Çağdaş Sanatlar ' sergisi,6 Şubat tarihine kadar izlenebilir.

Çağdaş Sanatlar Galeri & MüzayedeGalerist: Murat Can BalGenel

Koordinatör:Hasan Sarıtaş

Sanat Danışmanı ve Küratör: Emine AlışıkHalkla İlişkiler:Mürüvvet Durak

Yer: Çağdaş Sanatlar Galeri MüzayedeAçılış: 30 Ocak 2010 Cumartesi Saat 17:00 – 20:00


Adres: Kurtuluş Caddesi, Sümer Palas Apartmanı, No: 27/2, Şişli – İstanbulDetaylı Bilgi İçin Tel: Murat Can Bal: 0534 270 70 80KÜRATÖR;EMİNE ALIŞIK : 0536 403 23 23Tel: 0212-225 11 81Web: www.cagdassanatlar.net E-Mail: info@cagdassanatlar.net